W:O:A 2015 Report – Day 3 (01.08.2015)

day3

Neredeyse izlemek istediğimiz tüm grupları izlediğimiz, çamurla güreştiğimiz ve konser alanından My Dying Bride tarafından işkenceye uğramış ruhlarımız ve zavallı yorgun bacaklarımızla sabaha karşı 2’den sonra ayrıldığımız yoğun ve duygusal bir Cumadan sonra Cumartesi izlenecek az grup olmasına neredeyse sevinecektik.

After an intense Friday, watching almost all the bands we wanted and wrestling through the mud in the process and leaving the venue with our My Dying Bride – tortured souls and weary poor old legs after 2 in the midnight, we were almost happy that there were few bands to watch on Saturday.

Özay


khold-logo

Epica ve Ensiferum’a yetişememenin yarattığı hayal kırıklığından sonra Khold’u kaçırmayı göze alamazdım. Sonuçta görmeyi en çok istediğim gruplardan biriydi. Khold benim için (duyduğuma göre) Satyr’in kendisi tarafından ormanda ilk anlaşmalarını imzaladıklarından beri ciddi bir Black Metal gizemi taşıyordu. Norveç ormanlarında. Çünkü Norveçli olan şey daha Black Metal’dir. Doğal olarak. Khold’un ilk Black’n’Roll albümü “Masterpiss of Pain”i aldıktan (indirdikten) sonra sürekli olarak dinledim. Sonraki albümlerini de aldım (indirdim) ve çizgilerini bozmamaları beni memnun etti. Sonuç olarak öyle bir beklentiye girdim ki Volkan’ı konserden 3 saat önce kahve ve sandviçle uyandırdım. Alana vardığımızda bizden başka takribi (!) 3 kişi vardı (konser sonuna kadar yirmiyi bulduk). Hatta yeni Türk metalcilerle tanışma fırsatımız oldu.

Black Metal insanlarını vampirlere benzetmek kolaydır. İkisi de soluk tenlidir, siyah giyerler ve… gün ışığına katlanamazlar. Gün ışığında bir Black Metal grubu her zaman üzücü bir görüntüdür. Derler ki ne zaman bir Black Metal grubu gün ışığında sahne alsa bir zebani çatalını kaybeder. Neyse, saat tam 12’de, gözüne giren güneş, önünde yaklaşık on tane Khold fanı ve muhtemelen akşamdan kalma baş ağrısıyla sahneye çıktığında Gard da aynı düşünceleri taşıyordu. Dediği iki şeyden ilki “çok erken” oldu (diğeri de konserin sonunda “uçağımız kaçacak” oldu zaten).

Khold’un müziği ilk dinlemede epey minimalist. Roll temelli dinleme kolaylığına tezat oluşturan sound da dinleme deneyiminin tazeliğini korumasını sağlıyor. Ne var ki davulcu bana pek katılmıyor olsa gerek (arkadaşlarının sitem dolu bakışları arasında) birkaç kez ölçüyü kaçırdı. Her şeye rağmen grup dinleyicilerine olan gerçek Black Metal saygısıyla tam bir setlist çaldı (Kaldbleke Hender’i de çalsalardı keşke) ama yine de konser sonunda biraz hayal kırıklığı vardı. En sevdiğin Black Metal gruplarından birini gündüz izlemek gibi bir hayal kırıklığı.

After sadly missing Epica and Ensiferum due to early stage times I could simply not afford to miss Khold, a must-see for me. They have been sort of a Black Metal mystery for me since they (allegedly) were signed by the mighty Satyr a contract in the woods. Norwegian woods that is. Because anything Norwegian is more Black Metal. Obviously. Then I purchased (downloaded) their Black’n’Roll debut “Masterpiss of Pain” and listened in a loop. I also purchased (downloaded) their following albums and was content that they kept their line. So I had quite an anticipation, I woke Volkan up 3 hours prior with coffee and sandwiches. When we arrived there were about 3 people at the venue (by the end we were no less than twenty). We even met up with new Turkish metalheads before Khold showed up.

Now, Black Metal people and vampires is an obvious metaphor. They have pale skin, dress up black and… can’t stand the sunlight! A Black Metal band in sunlight is always a sad scene. Every time a Black Metal band takes stage in sunlight, a demon loses his trident. Anyway, frontman Gard had similar thoughts when they showed up at 12 sharp at noon, with sunbeams in his eye, about ten hardcore Khold fans at the front and possibly a hangover. The first one of the only two things he said was “it’s early” (the other one being “we have a plane to catch” at the end).

The music of Khold is quite minimalistic at first listening and it is that roll-based ease of listening and the contrasting sound that keeps the listening experience fresh. However, the drummer appeared to disagree as he lost scale quite a few times. Still, the band showed true Black Metal respect and played an entire list (without Kaldbleke Hender, sadly) but the overall experience tasted a little… bitter. Like seeing one of your favourite Black Metal bands in sunlight.

Özay


Amorphis-logo

W:O:A 2015’in Savatage/TSO konserinden sonraki en büyük sürprizi Amorphis’in özel “Tales From the Thousand Lakes” konseriydi. Bana göre grubun en muhteşem albümü olan TFTL’yi canlı olarak Wacken sahnesinde izlemek olağanüstü bir tecrübeydi. Bir önceki gün Samael’in yaptığı konset konserin bir benzerini bugün Amorphis’ten izledik. Üç günlük yağmurlu ve çamurlu günün ardından güneşli, sıcak ve nispeten kuru bir havada “Black Winter Day” dinlemek hayli ironik olsa da güneşi özlemiş insanlar için ilaç gibi geldi. TFTL şöleni bittikten sonra grup kalan süresini Better Unborn ve Against Widows gibi diğer hitleriyle değerlendirdi [Özay: konserden sonra aylarca kafamda the Cast Away çaldı]. Hayatım boyunca bir metal konserinde gördüğüm en uzun boylu adamı bu konserde gördüm ve zaman zaman bu arkadaşın arkasında kalmak kabus gibiydi. Neyseki alan genişti ve kendisinden kaçabildik.

The second biggest surprize of W:O:A 2015, after the Savatage/TSO show, was Amorphis’ special “Tales From the Thousand Lakes” concert. It was a fantastic experience to watch TFTL, myfavourite album of the band, live. We watched a concept show similar to that of Samael the day before. Although it was ironic to watch “Black Winter Day” in a sunny, warm and relatively dry weather after three days of rain and mud, it was music to the ears (literally and figuratively) of many people who were longing for the sun. Following the TFTL session, the band threw in some other hits such as Better Unborn and Against the Widows as well [Özay: Cast Away kept playing in my head for months following the show]. I have seen the tallest ever guy in a metal concert hereand it was a nightmare to fall behind him in the cowd at times. Hopefully, there were wide open spaces and we could get away from him.

Şarkı listesi / setlist:

  1. Into Hiding
  2. The Castaway
  3. First Doom
  4. Black Winter Day
  5. Drowned Maid
  6. In the Beginning
  7. Forgotten Sunrise
  8. To Father’s Cabin
  9. Magic and Mayhem
  10. Vulgar Necrolatry
  11. Better Unborn
  12. Against Widows
  13. My Kantele
  14. Folk of the North

Volkan


Rock-Meets-Classic-Logo

Bu grubun ne olduğuna dair hiçbir fikrimiz yoktu ve bu yüzden zamanımızı press tent’te dinlenip şarj olarak geçirdik. Çadırda yer alan LCD ekranlarda grubu gördüğüm zaman açıkçası kaçırdığıma pişman oldum. Ama o yorgunlukla kalkıp sahneye gitmek de çok zordu. Grubu LCD’den izlemekle yetindik (Özay ona da tenezzül etmedi sanırım). Joe Lynn Turner, Michael Kiske ve özellikle de adamım Dee Snider’ı sahnede görmek müthiş bir şey. Grup kalabalık bir klasik müzik orkestrası ile birlikte rock/metal tarihinin baba klasiklerini çaldı. We’re Not Gonna Take It çalarken basın çadırın içinde coştum. Kalabalığın içinde izleyemediğim için üzgünüm ama yine olsa o yorgunlukla yine izleyemezdim diye tahmin ediyorum.

We had no idea about this band so we spent our time in the press tent refueling. Frankly, I regretted missing the band when I saw the band on stage on the LCD screens in the press tent. But then again, being too tired, it was very difficult to go to the stage. As a result, I had to suffice watching the band on LCD (I guess Özay didn’t even bother at all). It was so good to see Joe Lynn Turner, Michael Kiske and especially my man Dee Snider on stage. The band played rock/metal classics together with a very crowded orchestra. I went wild in the press tent when they played We’re Not Gonna Take It. Yes, I am sorry for not watching the band in the crowd but I don’t think I would be able watch them under the same conditions if they played again.

Şarkı listesi / setlist:

  1. Orchestral Rock Medley
  2. Thunderstruck (AC/DC cover) (with Sascha Krebs)
  3. In the Shadows (Beyond the Black cover) (with Jennifer Haben)
  4. Rage Before a Storm (with Jennifer Haben and Herbie Langhans)
  5. I Surrender (Rainbow cover) (with Joe Lynn Turner)
  6. Stargazer (Rainbow cover) (with Joe Lynn Turner)
  7. Spotlight Kid (Rainbow cover) (with Joe Lynn Turner)
  8. A Little Time (Helloween cover) (with Michael Kiske)
  9. Kids of the Century (Helloween cover) (with Michael Kiske)
  10. I Want Out (Helloween cover) (with Michael Kiske)
  11. “Pirates of the Caribbean” Suite (Klaus Badelt cover)
  12. You Can’t Stop Rock ‘n’ Roll (Twisted Sister cover) (with Dee Snider)
  13. We’re Not Gonna Take It (Twisted Sister cover) (with Dee Snider)
  14. The Price (Twisted Sister cover) (with Dee Snider)
  15. I Wanna Rock (Twisted Sister cover) (with Dee Snider)
  16. Highway to Hell (AC/DC cover) (with Dee Snider)

Volkan


bloodbath-logo

Bloodbath da ilk kez izlediğim gruplardan biriydi. Çok ön sıralara gitmeden arkalardan izlemeyi tercih ettik. Konser esnasında Aslılar işe karşılaştık ve Türk ortamını genişletip grubu beraber izledik. Ancak grubun tüm performansını izleme gibi bir lüksümüz yoktu. Çünkü hepimiz az sonra başlayacak olan Morgoth konseri için çok heyecanlıydık. Konserin yarısını falan izleyip Morgoth’a doğru koşturmaya başladık.

It was my first Bloodbath concert and we watched from a little afar. We met Aslı during the concert and broadened the Turkish connection. But we just did not have the time to watch the whole show as we were very excited to watch Morgoth who would be taking the stage soon.

Şarkı listesi / setlist:

  1. Let the Stillborn Come to Me
  2. Mental Abortion
  3. So You Die
  4. Breeding Death
  5. Anne
  6. Cancer of the Soul
  7. Weak Aside
  8. Soul Evisceration
  9. Unite in Pain
  10. Like Fire
  11. Mock the Cross
  12. Cry My Name
  13. Eaten

Volkan


morgoth

Almanya metal dünyasına olağanüstü katkılar sağlamış ve bu müziğin yeşerdiği yer olsa da söz konusu death metal olunca açıkçası biraz zayıf kalıyor. Morgoth, eğer yanılmıyorsam, dinlediğim tek Alman death metal grubu. Grubu 90’lı yılların sonunda Cursed albümü ile keşfetmiş ve çok etkilenmiştim. Bu albüm hala grubun en sevdiğim albümüdür. Tabi benim grubu keşfettiğim günden 2010’a kadar grup dağılmış vaziyetteydi ve konserlerini izlemek bir hayalden bile öteydi. Hatta grup 1998’te yayımladığı endüstriyel albümleri “Feel Sorry for the Fanatic” ile çok radikal bir şekilde yoldan çıkarak dağılmıştı. Çizgilerinden saptıkları için özür dilemeyi de röportajla, açıklamayla geçiştirmeden babalar gibi doğrudan albümlerinin ismiyle yapmışlardı, ki bu durumun başka bir örneğine en azından ben hiç rastlamadım. 2012’te yayımladıkları konser albümleri “Cursed to Live” ve ardından 2015’te çıkan “Ungod” ile grup kaldığı yerden death metal kariyerini sürdürme kararı almış gibi görünüyor.

Tekrar dirilmiş olan bu efsanevi grubu izlemek benim için çok önemliydi ve Bloodbath’ı yarım bırakıp üzerimiz kanlı bir şekilde Morgoth’un çalacağı Circus Tent’e koşturduk. Şansımız yaver gitti ve sahne önünde yerimizi aldık. Bu şansımızın sebebi muhtemelen o saatlerde yaşanan death metal bombardımanıydı. Önce Bloodbath, ardından Morgoth, sonra Cannibal Corpse ve tatlı olarak da Obituary… Hal böyle olunca deathçi tayfa bölünmek ve tercih yapmak zorunda kaldı.

Morgoth küçük sahnede çalmasına rağmen süresini hakkını layıkıyla verdi. Çok iyi bir performans sergilediler ve seyirci ile olan diyalogları gayet iyiydi (zıttı için bkz: Shining). Cursed albümünden birçok parça çalarak beni mest ettiler. Old school hissiyatını iliklerimize kadar hissetik. Aslında konserin iki kelimelik özeti buydu belki de: OLD SCHOOL!

Germany has contributed to Metal music to a vast extent and is the place where it spurted,  but it is not as strong when it comes to death metal. Morgoth, if I’m not wrong, is the only German death metal band that I listen. I discovered them back in late 90s with their “Cursed” album and was deeply impressed. It is still my favourite album of the band. Well, the band had been disbanded since the day I discovered them until 2010 and watching them live was beyond any dream. What’s more, the band had very radically split up with their industrial album “Feel Sorry for the Fanatic” and went off the rails. They had not expressed their apology for changing styles through a mere interview or statement but directly with their album title, something which at least I have never heard of. The band seems to resume their death metal career with their live album “Cursed to Live” (2012) and “Ungod” (2015).

It meant a lot to me to watch this resurrected legendary act so we left Bloodbath halfway through and rushed to the Circus Tent covered in blood to watch Morgoth. We were lucky and we could find places in the front row. I think that was because of the death metal bombardment that was going on at the time. First Bloodbath, then Morgoth, and then Cannibal Corpse, and finally Obituary as dessert… This being the running order, the death metal fans had to split up and make their choices.

Despite playing on a small stage, Morgoth made the most of the time they were allowed. They put up a great show and their dialogues with the audience was very good (see: Shining as the opposite). They played a lot from the “Cursed” album and truly amazed me. We felt that old school feeling in our bones. In fact, that could be the two-word summary of the Morgoth show: OLD SCHOOL!

Volkan


Cannibal_Corpse-logo

Cannibal Corpse sadece ikonik bir Death Metal grubu değil. 25 seneden fazladır tavizsiz çaldıkları ve Death Metal’in öncülüğünü yaptıkları için de değil. Onlar aynı zamanda (muhtemelen) hayatımda dinlediğim ilk Death Metal grubu. (Yine muhtemelen) 1993’te. Bir şekilde ilk üç albümleri “Eaten Back to Life”, “Butchered at Birth” and “Tomb of the Mutilated”in kasetlerini (evet bizim zamanımızda kaset vardı) satın almıştım. Üçünü birden hiç dinlemeden neden aldığımı tam hatırlamıyorum, çünkü ilk dinlediğimde (iyi anlamda) hayatımın şokunu yaşadım, o zamana kadar müziğin bu kadar Cannibal Corpse olabileceğini bilmiyordum. Belki de süslü kapak tasarımıdır, bilemiyorum. İlk üç temel albümden sonra yaklaşık altmış – yetmiş tane daha albüm çıkardılar, takip edemedim. Eğitimsiz bir kulağa tüm Cannibal Corpse müziği aynı gelecektir. Ama kendinizi adayarak müziğin içine girdiğinizde grotesk yapının, (kesin olarak parental advisory) sözlerdeki vahşi fantezi dünyasının ve bestelerde kan, pıhtı ve diğer bedensel ifrazatın ardında gizli inanılmaz karmaşıklığın tadına varabiliyorsunuz. Özellikle Alex Webster’ın (bas) melodiye öncülük etmekteki ve Paul Mazurkiewicz’in (davul) blast beat’ler arasında insanı geren düşük tempolu geçişlerde ritmi belirlemekteki ustalıkları tescilli Cannibal Corpse müziğini belirler. Tabi ki Chris Barnes ve ardından George Fisher’ın Death Metal’in alametifarikası brutal (böğürtü?) vokalini unutmamak gerekir. E tabi cızırı cızır gitarlar. Evet cızır cızır. Ve huzurlarınızda Death Metal’in formülü.

Ve tam olarak da bunu – gerçek ve eğlenceli Death Metal – deneyimlediğimiz için çok şanslıydık. Maalesef biraz uzaktan. Ve bir miktar yan sahnede çalan Sabaton’a maruz kalarak. Ne olursa olsun, Skull Full of Maggots, Hammer Smashed Face, Make Them Suffer gibi klasikleri ve diğerlerini, Webster’in öncülüğünde dinleme keyfine vardık. Fisher’ın kafa sallaması boy ölçüşülecek gibi değil ama Aslı (bkz: aşağıdaki video) etrafımızdakilerin dikkatini sahneden uzaklaştırdı.

Grubun girişini kaçırmak biraz üzdü. Çok kalabalık running order (bunun Türkçesi ne lan?) yüzünden Morgoth’tan zamanında ayrılıp Cannibal Corpse’a yetişemedik. Sahneler yakın ama o çamur yok mu o çamur… CC’nin çaldığı Party Stage’in önü hala rezil durumda olduğundan konser çok keyifli geçmedi. Seyirci sayısı fazla değildi. Alanda büyük boşluklar vardı. Normalde olması gerekenin  %10’u kadar moshpit oldu. Belki de bu yüzden grup planlanandan erken bir saatte sahneden indi.

Cannibal Corpse is not only an iconic Death Metal band. It’s not that they have been playing without compromise and leading the Death Metal scene more than 25 years. They are (possibly) the first Death Metal I ever listened to. Back in (again, possibly) 1993. I somehow purchased the cassettes (yes, back in my days we would listen music from cassettes) of their first three studio albums, “Eaten Back to Life”, “Butchered at Birth” and “Tomb of the Mutilated”. I really don’t remember why I bought all three, because the first time I listened I was in such a sweet shock, never knowing that music can be so… Cannibal Corpse-y. Maybe it was the fancy cover art, I don’t know. After the first three staple albums they went on to record about sixty or seventy more studio albums so I lost track. And to an uneducated ear, all the music of Cannibal Corpse would sound exactly the same. But when you dedicate yourself and delve deeper into their music you will appreciate the grotesquery, the violent fantasy world in the lyrics (strictly parental advisory stuff) and the incredibly complex song writing, which is easy to miss through all the blood and gore and other putrid bodily secretions. Especially the mastery of Alex Webster (bass) in leading the melody and Paul Mazurkiewicz in setting the tempo through the slow and unnerving passages between the blast beats define the trademark Cannibal Corpse sound. And never forget the quintessential “brutal” vocals of Chris Barnes and George Fisher after him. Oh and the shredding. Lots and lots and lots of shredding. And there you have your Death Metal formula.

And we were so lucky that what we experienced was simply that – true and fun Death Metal. From some distance, sadly. And being exposed to Sabathon who played at the adjacent stage. But still, we enjoyed classics like Skull Full of Maggots, Hammer Smashed Face, Make Them Suffer and others, Webster again leading the show. Fisher’s headbanging is top class, which could only be shadowed by Aslı (see the video below) who stole the attention around us.

A possible low point was to miss the band’s entrance. Due to the crowded running order we couldn’t leave Morgoth and reach Cannibal Corpse in time. The stages may be close to each other but that mud… The Party Stage field was still like crap and so the show was not as enjoyable as it was supposed to be. There weren’t many fans. There were vast open spaces in the crowd. The mosh pit was 10 % of what was expected under normal circumstances. The band got off the stage earlier than planned, perhaps because of this.

Şarkı listesi / setlist:

  1. Scourge of Iron
  2. Demented Aggression
  3. Evisceration Plague
  4. Stripped, Raped and Strangled
  5. Disposal of the Body
  6. Sentenced to Burn
  7. Kill or Become
  8. Sadistic Embodiment
  9. Icepick Lobotomy
  10. Addicted to Vaginal Skin
  11. The Wretched Spawn
  12. Dormant Bodies Bursting
  13. I Cum Blood
  14. Unleashing the Bloodthirsty
  15. Make Them Suffer
  16. A Skull Full of Maggots
  17. Hammer Smashed Face
  18. Devoured by Vermin

Özay


judas_priest-logo

Judas Priest W:O:A 2015’te resmen elimizi kolumuzu bağlayan (en azından benim) bir çakışmanın ortasında kaldı. Exumer, Obituary, Cannibal Corpse ve Judas Priest’in aynı zaman diliminde sahne alması çok büyük bir şanssızlıktı. Özay’ın Exumer ve Judas ile hiç işi olmadığı için kafası rahattı ama ben rus ruleti modundaydım. Sonuçta olan oldu ve Exumer’ı feda etmek zorunda kaldık 😦 Sonrasında Judas Priest’in büyük bölümünü izleyip Obituary’ye doğru depar attık. Başta Redeemer of Souls’tan Dragonaut ve sanırım bir parça daha çaldılar. Setlist’te sanırım parçalar karışık listelenmiş çünkü Judas Priest kariyerini kronolojik olarak çaldığı bir konser verdi.  Halford her parça öncesi o albümün ve parçanın hikayesini anlattı. Tam anlamıyla uygulamalı Judas Priest dersi gibi bir konserdi. Electric Eye çalarken alandan ayrılmak çok zor gelse de Obituary’yi kaçırmak istemiyorduk.

Judas Priest was stuck between a mighty clash which left us (me at least) bound hand and foot. Exumer, Obituary, Cannibal Corpse and Judas Priest taking the stage at the same time was so unfortunate. Özay had his peace of mind as he didn’t give a damn about Exumer or Judas but for me it was like a Russian Roulette. In the end, we had to sacrifice Exumer 😦 Then we watched a lengthy part of Judas Priest before we ran for Obituary. They played Dragonaut from Redeemer of Souls and one more song – as far as I remember. I guess the list on Setlist is scrambled because Judas Priest played their songs in a chronological way. Halford gave an account of each following song and album. It was like an applied lesson in Judas Priest. Well, it was had to leave the field when they were playing Electric Eye, but we did not want to miss Obituary.

Şarkı listesi / setlist:

  1. Dragonaut
  2. Metal Gods
  3. Devil’s Child
  4. Victim of Changes
  5. Halls of Valhalla
  6. Turbo Lover
  7. Redeemer of Souls
  8. Beyond the Realms of Death
  9. Jawbreaker
  10. Breaking the Law
  11. Hell Bent for Leather
  12. The Hellion
  13. Electric Eye
  14. You’ve Got Another Thing Comin’
  15. Painkiller
  16. Living After Midnight

Volkan


obituary-logo

Cannibal Corpse’tan kısa bir süre sonra şaheser “World Demise” albümüyle Obituary’i keşfetmiştim. Bu iki grup beraberce müzik zevkimi şekillendirdi ve ikisini arka arkaya dinlemek hayatta çok az denk gelen güzelliklerden biri oldu. Hatta arada yarım saat vardı ki rahat rahat yetiştik. Şimdi geriye doğru bakınca bu iki grup beni bu hale getirdi. Aksi halde topluma daha uyumlu biri olurdum muhtemelen. Ama daha sıkıcı olurdum. Neyse.

Yine ABD’li olan Obituary’nin müziği Cannibal Corpse’tan epey farklı. Belirgin olarak daha yavaş tempolu, vokal öncülüğünde (ama ne vokal!) bir Doom’umsu Death Metal. Sözlerinde de pis pis şeyler yok. Cannibal Corpse’un yaratıcılıktan uzak, kanla yazılmış logosunun aksine Obituary tüm zamanların en iyi logosuna sahip. Tüm zamanların diyorum.

Obituary yıllar içinde süreklilik ve kadro istikrarı yaşayamadı. 1997’de uzun süreli bir ara verdiler ve aslında tam olarak hiç tekrar bir araya gelmediler. Fakat insanı sarsan sahne performansları bunu hiç göstermiyor. Sahnede yansıttıkları enerji, performansta stüdyo keskinliği, dinleyiciyle kurulan diyalog dikkate alındığında Heavy Metal’de Iron Maiden neyse Death Metal’de Obituary odur desem abartmış olmam. Belki de olurum. Bilemiyorum. Tabi ki, nasıl oldu da kaldığını anlamadığımız bir enerjiyle “Slowly We Rot”, “I Don’t Care” gibi klasiklerde ve ilk defa duyduğumuz şarkılarda çıldırdık. Setlistin sonunda Shining için bir saatlik dinlenme süremiz vardı da, yetmedi.

Shortly after Cannibal Corpse, I discovered Obituary in their masterpiece “World Demise”. Together these two bands shaped my taste in music so it was the treat of a lifetime watching these two back to back. They even had half an hour in between so we could make it in time. In retrospect, these two bands made the person that I am. Otherwise I would be better adjusted to society I guess. A little more boring, though.

Also from the USA, the music of Obituary is quite different than Cannibal Corpse. They play a notably lower tempo, vocal-led (oh and what a voice!), doomy-death metal. They also lack the gory aspects in their lyrics. Unlike Cannibal Corpse’s unimaginative, written-in-blood logo, Obituary have the best logo. Ever.

Obituary lacked continuity and band consistency in years. They underwent a prolonged hiatus and never really re-formed, actually. But their impressive stage presence shows none of that. The energy, the precision in performance, the dialogue with the audience… I could go so far as to claim that given the live performance, Obituary to Death Metal is what Iron Maiden is to Heavy Metal. Of course, we went berserk to the classics like “Slowly We Rot”, “I Don’t Care” and even the songs we’ve heard the first time, with an energy we never knew we had left. At the end of the show we had about an hour to Shining. Not enough resting time.

Şarkı listesi / setlist:

  1. Redneck Stomp
  2. Centuries of Lies
  3. Visions in My Head
  4. Intoxicated
  5. Bloodsoaked
  6. ‘Til Death
  7. Don’t Care
  8. Back to One
  9. Violence
  10. Inked in Blood
  11. Slowly We Rot

Özay


cradle_of_filth_logo

Cradle of Filth’i ilk kez sanırım 1997’de dinlemiştim. O zamanlar grubun sadece iki albümü vardı: The Principle of Evil Made Flesh ve Dusk and Her Embrace. İki albüm birbirinden farklı olsa da biz ikisine de aşık olmuştuk ve hangisinin daha güzel olduğuna bir türlü karar veremiyorduk. Sonrasında çıkan albümlerle grup biraz farklı yollara saptı ancak 18 yıldan beri dinlediğiniz bir gruba bağlanmamanız çok zor. Zaman zaman die-hard true metal fanlarının hışmına uğrasam da, bir COF hastasıyım ve dolayısıyla grubu canlı izlemek benim için çok önemli bir olaydı.

COF beklentimi tam anlamıyla karşılayıp üzerine bile çıktı diyebilirim. Müthiş setlistlerini çok güçlü, dinamik ve kusursuz biçimde, tam bir winner gibi çaldılar ve resmen ağzım açık şekilde kalakaldım. Konser sonrasında playback yaptığına dair duyumlar alsam da inanasım pek gelmedi. Umarım doğru değildir. Davulcunun performansı göz yaşartıcıydı. İnsanüstü performansın canlı örneği gibiydi adeta. Dani, davulcunun – yanlış hatırlamıyorsam – bir gün önce çocuğunun olduğunu ama festival için kalkıp Almanya’ya geldiğini söyledi. Arada İngilizlere de takıldı. “Aranızda İngiltere’den gelen var mı?” diye sordu. İnsanlar el kaldırınca da “hayret, nasıl oldu da kaçabildiniz oradan? Eminim yarın hemen eve dönmüyorsunuzdur” dedi. Bir black metal grubu için seyirci ile gayet iyi diyalog kurduğunu söyleyebilirim. Hele hele aşağıda detaylarını okuyacağınız Shining adlı kendini beğenmiş grupla karşılaştırdığınızda, COF evinizde yatıya çağırabileceğiniz mülayimlikte bir grup.

COF’u eleştirenlerin temel argümanları grubun poser olduğu, albümden çok tişört satan bir “tişört grubu” olduğu, çok klavye kullanması, piyasa olması vs. şeklinde. Poser’lık hariç hepsine katılabilirim ama bunlar grubun başarısını gölgelemiyor bence. Sonuçta Iron Maiden da en az albüm kadar tişört satıyor. Müzikal olarak baktığımızda COF’un farkı ortaya çıkıyor. Çok sık albüm çıkarmalarına ve ergenler arasında popüler olmalarına rağmen, grup bence hala kaliteli albümler yapıyor. Melodik extreme metal, klavyeli black metal, İngiliz tarzı black metal, atmosferik kürek metal, ya da her ne derseniz deyin, COF bence o tarzın bir numarası.

If my memory serves me right, the first time I listened to Cradle of Filth was in 1997. Back then, the band only had two albums: “The Principle of Evil Made Flesh” and “Dusk and Her Embrace”. The albums were different from each other but we fell in love with both of them and just couldn’t decide which one was better. Although the band took different paths with their following albums, it is not easy giving up on a band that you have listened to for 18 years. Personally, I am roasted at times by die-hard true metal fans for my fondness for the band but still I am a big COF fan and it was very important for me to watch them live. 

I can easily say that COF met my expectations and even shot above. The played their fantastic setlist like a true winner in a very powerful, dynamic, and flawless way and I just stood there with my jaw dropped. I heard some rumors after the show that Dani did lip-syncing but I did not find it credible. I hope it is not true.  The drummer’s performance brought tears to my eyes. It was like the epitome of playing-like-an-über-mensch. If I am not mistaken, Dani said somewhere in during show that the drummer had his baby born the day before but came to Germany for the festival. He also joked with the English fans. He asked “anyone from England?”. When people raised their hands, he said “Weird, how did you manage to get away? I guess you’re not going back tomorrow”. I can say that he has a pretty good dialogue with the audience for a black metal singer. They are even so humble, when compared with Shining [see below], that you can invite them to stay at your place. 

The main argument of the anti-COF critics is that they are a “t-shirt band” who sell more t-shirst than albums, that they have too much keyboards, are mainstream, posers, etc. I can agree with them all, save for being posers, but IMO, they don’t cast a shadow on the band’s success. After all, Iron Maiden, too, sells as many t-shirts as albums.  COF clearly stands out in  the musical perspective. Despite releasing albums very frequently and being too popular among kids, they still release quality albums. Melodic extreme metal, black metal with keyboards, English style black metal, atmospheric dick metal, call it what you may, COF is the number one in that genre.

Şarkı listesi / setlist:

  1. Cthulhu Dawn
  2. A Dream of Wolves in the Snow
  3. Summer Dying Fast
  4. Honey and Sulphur
  5. Funeral in Carpathia
  6. Right Wing of the Garden Triptych
  7. Nymphetamine (Fix)
  8. Born in a Burial Gown
  9. Cruelty Brought Thee Orchids
  10. Her Ghost in the Fog
  11. From the Cradle to Enslave

Volkan


shining-logo

Wacken 2015’in son konseri, bitkiniz, bacaklarımız ağrıyor, kulakta çınlama var, boyun tutuk, uykusuz, biraz üşümüş, ayaklarımızı zaten hissetmiyoruz, ama mutluyuz da. Yorgunluğumuz Shining’i izlemeye engel olamaz. Özellikle ben çok merakla bekliyordum, Volkan depresif müziği pek sevmiyor.

Shining pek çok yönden istisnai bir grup. Alışılmadık, progresif ve adı epey kötüye çıkmış. Grup desem de, Shining aslında şarkı yazarı Niklas Kvarforth demek. Daha 12 yaşındayken kurduğu grupta, 14 yaşındayken bas ve gitarı çaldığı ilk EP’sini çıkardı, daha sonra vokalleri üstlendi ve çalma işini büyük ölçüde diğer elemanlara bıraktı. Grup kadro istikrarı yakalayamadı ve aralarında Hellhammer ve Attila gibi isimlerin yer aldığı çok sayıda müzisyenle çalıştı. Erken dönem ilkel Dark Metal başlangıcından beri yüksek oranda progresif bir müziğe evrilerek, meşhur İntiharcıl / Depresif Black Metal kategorisine eklendi. Ne var ki Niklas Black ve hatta Metal yapmadığını savunuyor. Tabi kategorilerde yaratıcı olacaksak “Doom’n’Roll” veya “Yaşam Tercihlerini Sorgulatan ama Sonunda İyi Hissettiren Atmosferik Koyu Groovy Metal” de önerilebilir.

Yine de, müzik başından sonuna kadar depresif ve pis madde kullanımı, kendi kendine zarar verme hatta bunu abartma gibi pis şeylerle ilgili. Shining depresif metal alanındaki diğerlerinden vıcık vıcık melodrama yapmayarak ayrılıyor. Bunun yerine dengeli bir atmosferi beceriyle yazılan ve icra edilen bir müzikle yaratmaya odaklı. Genelde şarkılar patlayıcı groove / punk kokan riff’lerle coşkulu ve enerjik biçimde başlayıp, daha yavaş ve sancılı geçişler, yer yer kullanılan intihar öncesi konuşmalar, sonrasında yine enerjik geçişler üzerine uzun sololar ve diğer müzikal güzellik sosuyla servis ediliyor. Niklas’ın kolayca ayırt edilen çok yönlü vokali genelde öfke, acı veya umutsuzlukla çığlık çığlığa.

İşin kötü şöhret kısmına bakınca, Niklas yaramaz bir çocuk. Bunu biliyoruz. Sürekli olarak rock star rolünün sınırlarını zorluyor. Sahnede kendini yaralama, yakma, grup elemanlarına hatta dinleyicilere saldırma, açık açık pis madde kullanımı, hatun sorunları, daha bir sürü yaramazlık yapıyor. Klinik ruh hastası olduğunu da açıkça beyan ediyor ki şaşırmadık. Ne var ki, belirli bir grup tüm bu yaramazlıkların bir pazarlama aracı olduğunu düşünüyor ki satış rakamları bu görüşü doğrular nitelikte.

Neyse efendim sonunda grup tamamen sonraki albümlerden oluşmuş bir çalma listesiyle sahne aldı. 6. albümden “Vilseledda Barnasjälars Hemvist” (adı tam olarak bu, alın teri değil ctrl+v) ile girip grubun başyapıtı kabul edilen 5. albümden dibine kadar acılı “Ytterligare Ett Steg Narmare Total Javla Utfrysning” ile devam ettiler. Sonra son albümden “Vilja & dröm” ile hepimizi deyim yerindeyse darmadağın ettiler. Bu şarkı insanın suratına sağlam bir yumruk gibi, kendine pek de yakışan ileri derece NSFW bir de klibi var. Özellikle bu şarkının son dönem Satyricon’u andıran bir havası ve şarkı boyunca yinelenen, beklenmedik biçimde akılda kalıcı bir melodisi var. Konser boyunca sürekli değişen ruh durumu ve tempo, performanstaki ustalık, özellikle karşılıklı uzun gitar soloları kendimizi kötü hissederken iyi hissetmemizi sağladı. Derken yaramaz oğlan Niklas sahne aldı ve gitaristi bir solonun içine ettiği (hiç de fark etmedik) nedeniyle azarlamaya ve küçük düşürmeye başlayıp bir süre sonra son şarkı olan “For the God Below”u ve dolayısıyla da konseri kısa bir “kahretsin” ile bitirdi. Ne demek Niklas, biz de seni seviyoruz. Önceden kararlaştırılmış bir numara mıydı, yoksa birkaç şarkı daha, mesela “Förtvivlan, Min Arvedel” çalacaklar mıydı, gerçekten bilemiyorum.

[Volkan: Niklas gitaristi soloyu yanlış çaldı diye şarkı sonunda epey fırçaladı. Önce mikrofona doğru konuşarak, “soloda sıçtın; özür dile” dedi. Gitarist Niklas’a bir şeyler söyledi. Tabi bu esnada seyircilerin hepsi sustu ve ortama soğuk bir hava hakim oldu. Niklas tekrar özür dilemesi konusunda gitariste baskı yaptı ve sonunda gitarist mikrofona doğru “Özür dilerim; sıçtım” dedi ve konser devam etti. Niklas’ın gitarist ile olan diyaloğu bununla kalmadı. Aralarında bir iki parça sonra bir tişört krizi yaşandı. Gitaristin tişörtünü çıkarmasını istedi ve adam da çıkartıp konserin kalanında tişörtsüz çaldı. Niklas resmen saldıracak yer arıyor gibiydi. Seyircilerle tek tek agresif diyaloglara girmeler – ki Alman seyirciler inanılmaz sakin bir şekilde izliyorlardı – , havaya ışıklı bir bileklik fırlatan seyirciye bulaşmalar falan derken en sonunda bombayı patlattı ve son şarkının orta yerinde tam solo atılırken mikrofona “kes, bitti” falan diye bağırıp konseri kesti. Seyircilere de siktirin gidin diyerek sahneden indi.]

Yaşlı ve yorgun metalci bedenlerimizi çadıra sürükleyip sonraki günkü geri dönüş için hazırlanmaktan başka yapacak şey kalmamıştı. Tüm görkemi ve eğlencesiyle Wacken 2015’i yiyip bitirmiştik. Kötü Almanca konuşan herifler olarak kötü İngilizce konuşan Alman çalışanlarla büyük bir iletişim hatası sonucu ertesi gün tam teşekküllü sırt çantalarıyla 3 km yürümek zorunda kaldık. Kıssadan hisse: Havaalanına varın. Servis aracı varken binin.

The last ever show we would watch at Wacken 2015. Exhausted, legs hurting, ears buzzing, neck stiff, sleepless, a little cold, feet numb but also happy. And we didn’t let fatigue get the best of us. We were about to see Shining. Especially I was in great anticipation. Volkan doesn’t really like depressive music.

Shining is an exceptional band. In many senses. They are eccentric, progressive and quite infamous. A band it may be, but essentially Shining is the songwriter Niklas Kvarforth. He founded the band when he was no older than 12, recorded the first EP at 14 as the guitar / bass player, later took over the vocals and lately left the instrument playing largely to other members. The band never had a line-up consistency and worked with lots of session players that include Hellhammer and Attila. The music evolved a great deal since the early, primitive dark metal beginnings to a highly progressive one, famously labelled as suicidal / depressive black metal, although Niklas disowns black and even metal labels. If we are to get creative in music labels one could suggest “Doom’n’Roll” or “Dark Groovy Metal that Makes you Question your Life Choices but Gives you a Smooth Feeling at the End”.

The music is thoroughly depressive, though, and highly incorporates nasty stuff like doodoo abuse, self-mutilation, offing oneself etc. However, Shining distance themselves from the others at the depressive metal scene by not being overly melodramatic, instead focusing on a very well balanced atmosphere and exquisite song writing and performance. The songs may start with such energy, exploding with groovy / punkish riffs, which give way to slower, painful passages, occasional sounds of anguish and more energetic passages and adding a delightful dose of solos and other musical mastery. Niklas’ unmistakable and wide ranging vocals are almost exclusively shouted / shrieked in anger, anguish or despair.

And, for the infamy, Niklas is a bad boy. No mistake. He’s constantly pushing the limits of the rock star roleplay. Cutting / burning himself on stage, assaulting band members and the audience alike, explicit doodoo abuse, girl trouble, you name it. He is also a self-proclaimed nut job, which comes hardly as a surprise. However, there is a distinct group that takes all these shenanigans as a marketing tool, a view supported by the sales numbers.

Finally the band took stage, with a setlist exclusively selected from later albums, opening with “Vilseledda Barnasjälars Hemvist” (that is the actual name, I ctrl+v’d it) from the 6th album and went on to the utterly painful “Ytterligare Ett Steg Narmare Total Javla Utfrysning” from the 5th one, generally accepted as the band’s masterpiece. Then they completely blew the audience away with “Vilja & dröm” from their latest release. This one is such a powerful fist to the face, with an NSFW video befitting the music. The song has a later era Satyricon sound to it, with a surprisingly catchy tune that repeats itself through the song. The ever changing mood and tempo, mastery in performance, especially in alternate leads from the guitarists made us feel good all the while bad. Then bad boy Niklas took stage, interrupted the song, scolded and abused one guitar player obviously for effing up a solo (we never noticed) and after a while suddenly ending the last song “For the God Below”, thus the show, with a simple f*** you. You’re welcome, Niklas. I really don’t know if this wasn’t a pre-arranged stunt or if they would’ve played one more song or two, like “Förtvivlan, Min Arvedel”, maybe?

[Volkan: Niklas roasted the guitarist after a song for making a mistake in the lead. First, he said to the guitarist, through the mike: “You fucked up in the solo. Apoogize!” The guitarist said something inaudible to Niklas. Meanwhile, everyone was dead silent and and it became stone cold. Niklas, then pressed on the guitarist to apologize and then he said to the mike: “I’m sorry; I fucked up” and then they resumed the show. Niklas apparently could not take it all out of the guitarist ‘and then they had a t-shirt crisis after a couple of songs. He asked the guitarist to take off his shirt and he did and played shirtless till the end of the show. Niklas was really looking for ways to create trouble. Talking aggressively with the fans – though the German fans were so calm -, messing with a fan who threw a glow in the dark bracelet in the air, and finally cutting the show in the middle of a song. He said to the mike “That’s enough. Stop it!” etc., in the middle of a lead and finished the show. And yes, he walked off the stage after giving a “fuck you” to the fans. ]

There was nothing we could do to drag our old and worn out metal butts to our tent to prepare for the return trip the next morning. We finished Wacken 2015 with all its glory and fun. We had a huge miscommunication with the badly English speaking German crew as badly German speaking dudes and ended up walking 3 kilometres with fully equipped backpacks. Morale of the story: Get to the airport. Take the available shuttle while it is available.

Şarkı listesi / setlist:

  1. Vilseledda barnasjälars hemvist
  2. Yttligare ett steg närmare total jävla utfrysning
  3. Vilja & Dröm
  4. Människa o’avskyvärda människa
  5. Ohm (Sommar med Siv)
  6. Låt oss ta allt från varandra
  7. For the God Below

Özay


Kaynaklar / resources:

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s